Ernst Bloch(lar): Ütopyanın Şimdisi, Umudun Geleceği

madde dilenci bir Yakup gibi çıkıyorsa dünyaya, bu, teolojinin Yakupları, ilk doğum hakkını onun elinden aldıkları içindir”
Ernst Bloch

Ernst Bloch, Umut İlkesi’nde John Tyndall’dan bu cümleyi alıntıladığında, bir yandan ‘madde’nin ve ‘maddi olan’ın bütün reel-imkânını statik ve tarihsizleştirilmiş bir hale getiren mekanik materyalizm ile tartışıyordu. Ama diğer yandan da ‘töz’ü Töze muhtaç bırakan teolojinin kuşatıcı tanrısallık tasarımının, imkânı işleyebilecek özneyi daha baştan bağımlı kılan ontolojisiyle hesaplaşıyordu. Cambazın terazisi, Aristotelesçi dynamei-on’un, metafiziği ontolojiye dönüştürmek için, yeniden-üretilmesi sürecinde kusursuz bir denge talep etse de her iki uçtaki bileşenlerin çokluğu dengelemeyi neredeyse imkânsız kılıyor; herbir söz diğer uçta iki sözü çağırıyordu. Umut İlkesi’nin sonu gelmeyecekmiş gibi gözüken ve dağınıklık hissi veren başlıklarının dehşetengiz çokluğu bu nedenleydi; ve Adorno tarafından ‘geveze’ olarak adlandırılması da; Tübingen Mukaddimesi’nde idealizme yöneltmiş olduğu “çelişkilerin haddinden fazla uyumlu çözülmesi” eleştirisi de bu kalemden. Ockham’ın Usturası Bloch için bir erdem değildi. Daha kötü ithamlarla da karşı karşıya kaldı Bloch; “yolu felsefeye yanlışlıkla düşmüş bir şair” diye de anıldı, Habermas tarafından “Marksist Schelling” olarak da suçlandı.

1918’de Ütopyanın Tini ile başlayan yazın serüveninde, yine Umut İlkesi’nde olduğu gibi iki yönlü bir çaba içinde bir yanıyla Marksizmin ekonomist-determinist yorumlarına karşı materyalist bir diyalektiği inşa eden diğer yandan da rasyonalitenin dışında bırakılan düşünme biçimlerindeki mistik muhafaza içindeki ussal çekirdeği açığa çıkarmaya çalışan Bloch bu çabasını Devrimin Teologu Olarak Thomas Münzer, İzler, Hristiyanlıktaki Ateizm ve Bu Çağın Mirası metinleriyle hayatı boyunca sürdürür. Teolojiden devşirilen kavramsal haznenin yoğun bir şekilde  kullanılması, mesiyanik izler, kapitalizmin ve hatta faşizmin içindeki “potansiyellere” yönelik kışkırtıcı düşünceleri ve tepki çekici ilgisi de hep bu hattan doğru gelişir. “Komünist rasyonalitenin fanteziden yoksun oluşu” düşüncesi “Naziler aldatıcı konuştular – ama insanlarla. Komünistler tümüyle hakikatten konuştular – ama şeylerin hakikatinden” cümlesi ile dile gelir. 

Adorno’nun sonu gelmez hakaretlerine ve Benjamin ile arasının açılmasına neden olan bu tartışmalara ek olarak Marksizmin (soğuk akıntısının yanında) sıcak akıntısı olarak ifade ettiği, gelecek ufkunun şimdi ve burada için ‘maddi bir güç’ olarak kavranmasına dair teleolojik perspektifi ile Bloch’a yönelen volontarizm eleştirisi de devreye girer. Lakin Umut İlkesi’nin “İmkân Kategorisinin Tabakaları” bölümü imkânı, yapısal özelliklerini ve bileşenlerini açığa çıkarmak suretiyle nesnelliğe kayıtlama çabasıyla tam tersi bir görüntü verir gibidir.

Kaç Bloch vardır elimizde?

“İmkân Kategorisinin Tabakaları”ndaki sıkı nesnellikle silahlanmış henüz olmayanı/ve bilincinde olunmayanı materyalist bir analize tabi hale getiren Bloch mu, yoksa Adorno’nun “geveze” ve hatta daha ileri giderek “zevzek” dediği Bloch mu? “Yolu felsefeye yanlışlıkla düşmüş bir şair” mi yoksa Doğal Hukuk ve İnsan Onuru’undaki müdahalesi ile Toplum Sözleşmecileri ve Schmitt’in elindeki hukuk kavramını dekonstrükte eden sıkı bir kuramcı mı? “İsa’nın tefecileri tapınaktan kovalarken kullandığı kamçıyı Münzer’den sonra devralan Marx”ı teolojinin peşine takan bir mesiyanik mi yoksa “harcıâlem metafiziği sahih bir metafiziğe” dönüştürürken teolojiyi mistifikasyondan kurtaran ateist bir militan mı? Abartılarak dikotomik bir biçim verilmek suretiyle çoklaştırılan Bloch’ların geçit törenini izleyebilmek için kampfplatz’ın 12. sayısını Ernst Bloch’a ayırdık.

Yazılarınızı 1 Aralık 2018 tarihine kadar kampfplatzdergisi@gmail.com adresine yollayabilirsiniz.